ARTİL BLOG

Eğitim profesyonellerinin günlüğü!

 

Brad Pitt'den İK Analitik Dersi

Geçenlerde bir uçak yolculuğunda Kazanma Hırsı (Moneyball) filmi de seçeneklerden biri olunca, sadece Brad Pitt için açıverdim. Başkası olsa, beyzbolla ilgili bir filmi hayatta izlemem... Gerçekten de dünyanın en büyük spor ekonomilerinden biri olsa da, şu Amerikalılar ne anlıyor bu oyundan, hiç bilmiyorum!..

 

 

 

Hatta Brad Pitt oynamasa derim ki, biri oturmuş; “İK analitiği diye bir konu gittikçe popülerlik kazanıyor; İK’cılar için bir film çekelim” demiş!!

 

Kahramanımız Billy, orta halli bir takımın menajeri; çeyrek finallerde yine yeniden büyüklerden birine yenilmiş ve isyanlarda... Yeni oyuncu almak için yeterince bütçesi yok; dahası kendi elindeki en iyi oyuncuları da büyüklere kaptırıp duruyor.

 

Hikaye bu ya, tam da bu dönemde Yale Ekonomi mezunu, oyuncuların topa nasıl vurdukları, nasıl durdukları, nasıl koştuklarını yıllardır izleyen, bu istatistikleri bir modele oturtan genç Peter ile karşılaşıyor. Peter’ı görünce aynı bizim ekipte bu işlerden sorumlu Tankut’a benzettim... Bu arada kahramanımızın da benim gibi 44 yaşında olması da hoş bir tesadüf tabii...

 

Billy, Kulübün içindeki bütün muhafazakar ve tecrübeli Abi’lere rağmen, Peter’ın toparladığı verilerin sihrine kapılıyor; doğru pozisyonlara, doğru özellikleri olan oyuncuları transfer ediyor.

 

Bu arada senaryo, gerçek bir hikayeden alıntı... Başta çok kötü çuvallıyorlar (zira veri elbette çok önemli ama her şey değil!); ancak bir-iki kritik liderlik dokunuşundan sonra, Amerikan beyzbol tarihinin en uzun yenilmezlik unvanını alacak kadar iyi bir konuma geliyorlar... Hikayenin sonunu da söylemeyeyim artık; filmde her İK profesyonelinin çıkaracağı çok ders var bence..

 

Belki henüz “Big Data - Büyük Veri” gibi laflar etmekten çok uzağız ama artık elimizde o kadar çok veri var ki... Elbette öncelikle her temas noktasında veriyi merkezde toplayacak bir yapı, sistem kurmak gerek... İşe alımdan başlayalım... Pozisyona uygun tasarlanmış sınav soru ve sonuçlarıyla işe aldığımız kişilerin iş sonuçları arasındaki ilişkiden yola çıkarak, çok daha etkili kararlar alabiliyoruz.

 

Çok sayıda çalışma arkadaşımızın görev aldığı bazı pozisyonlarda okul, cinsiyet, vb. özellikler ayırt edici performans farkları yaratabiliyor. Kişilik envanterleri kişinin aynasıdır demiyorum kesinlikle ama önemli ipuçları sunuyor.

 

Yıllar önce yaptığım bir kişilik envanterinden o kadar etkilenmiştim ki, evdeki uygulama  o zamanlar  7-8 yaşındaki oğlumu çok daha iyi anlamamı ve onun ihtiyaç ve beklentilerine göre ona davranmamı öğretmişti.

 

İşe girdikten sonra, iş sonuçlarındaki eğilimler, karşılaştırmalar, işe gelip gitme ya da sağlık harcama trendleri, bölüm bazındaki çalışan bağlılık ve ayrılan çalışan oranlarına bakıp; ayrılma eğilimindeki çalışanlarımızı tahmin etmeye çalışıp, proaktif çözüm üretmeye odaklanabiliyoruz. Şirketin terfi istatistikleri, yaşlandırma hesaplamaları, işe alım ve ayrılma trendlerini kullanarak 3-5 yıl sonrasına dair organizasyonel mimari ve unvan bazındaki ihtiyaçları öngörmek mümkün olabiliyor.  

 

Sözün özü; yakın zamana kadar sosyal bilimler disiplininden beslenen insan kaynaklarına artık mühendis elleri değiyor.  

 

Ne de güzel oluyor!,

 

Bu da yetmiyor. Reklamcısı, dijitalcisi; bitmedi sosyal medyacısı, pazarlamacısı, şirkette “marka” ile ilgili kim varsa, bizim “işveren markası” ile toplantılarımızda yer kapmaya çalışıyor; yeni sayılabilecek bu alandaki projelerden heyecan duyuyor.

 

İnsan kaynakları her geçen gün pazarlamaya doğru evriliyor. Bence çok da güzel oluyor.

 

Yavuz Elkin / Executive Vice President - HR & Deniz Academy at DenizBank

 

 

 

ARTİL

Blog


ARTİL

Popüler Etiketler


ARTİL

Blog